...

Postpartum Depren

(Doğum sonrası depresyonu)

Anne, lütfen postpartum olma…

Postpartum depresyon biyolojik, psikolojik ve sosyokültürel faktörler nedeni ile gelişen, uzun süre devam edebilen, anne ve ailesinin sağlığını bozan, tedavi gerektiren ve çoğu zaman fark edilmeyen bir ruhsal rahatsızlıktır. Bu dönem kadınlarda ruhsal olarak en hassas olunan ve bu nedenle psikiyatrik hastalık riskinin oldukça arttığı bir dönemdir.

Gebelik ve doğum önemli biyolojik değişikliklerin yaşandığı fizyolojik bir süreç olduğu kadar, erken gelişim dönemlerine ilişkin bastırılmış ve çözülmemiş çatışmaların yeniden gündeme geldiği karmaşık bir psikolojik süreçtir. Birçok kadın gebelik ve doğuma bağlı olarak oluşan fizyolojik, psikolojik ve sosyal değişimlere kolaylıkla uyum sağlarken, bazı kadınlarda hafif, orta ve şiddetli düzeylerde ruhsal hastalıklar ortaya çıkmaktadır. Postpartum depresyon: Annelik hüznü, psikotik özellik göstermeyen postpartum ve postpartum psikoz olmak üzere üç farklı şekilde görülebilmektedir. Postpartum depresyon, annenin bebeği ile etkin bir şekilde birlikte olabileceği zamanı çalan “tehlikeli bir hırsız” olarak da tanımlanmaktadır. Bu hastalık genellikle bebeğin doğumundan bir kaç hafta sonra ortaya çıkan ve devam eden yoğun umutsuzluk, anksiyete, panik atak, spontan ağlama nöbeti, öfke ve korku ile kendini belli etmektedir.

Doğum sonrası dönemde anne hormonsal ve biyolojik değişimlerin yanı sıra bir bebeğe

bakmanın stresleri ile de başa çıkmak zorundadır. Postpartum dönemde uyku düzeninin

bozulması, günlük planlarının değişmesi ve fiziksel görünümün bozulması gibi bu

süreçte yaşanabilecek durumlar, annede ilk depresif belirtilerin ortaya çıkışını tetikleyebilir. Bu sorunlardan en sık rastlananı postpartum depresyondur. Depresyon tablosu

hafif depresif belirtilerden başlayıp, psikotik özellikli depresyona kadar değişebilir. Depresif

belirtilerin derecesi ne olursa olsun, varlığı bireyin ilişkilerini sürdürmesini engelleyerek evde, işte ve sosyal alanlarda problemler yaşamasına neden olur. Postpartum depresif durumda görülen belirtiler, genel depresyon belirtilerinden farklı olmamakla beraber bireydeki depresif durumunun şiddetini veya varlığını tanımlayan ölçeklerle ifade edilen, alışılmadık, ancak patolojik olmayan üzüntü/keder duyguları ve depresif semptomları (ağlama, değersizlik, umutsuzluk, karamsarlık, sosyal izolasyon, cinsel istekte azalma, dikkat zayıflığı, kararsızlık, intihar düşünceleri, iştahta azalma ya da artma ve buna bağlı kilo değişiklikleri, uyku düzeninde değişiklikler gibi) içerir. Depresif belirtilerin varlığı, ruhsal ve fiziksel enerji kaybına neden olarak ve bireyin aile, iş ve sosyal yaşamını olumsuz etkileyerek yaşam kalitesini düşürür. Belirtilerin içeriğini biraz daha açmak gerekirse;

– Yorgunluk, enerji azalması, bitkinlik: Kişi kendini halsiz, bitkin, güçsüz hissetmekte, çabuk yorulmaktadır. Bu durumda kişi bir iş yapmak için kendinde güç bulamaz, bütün gün yatmak ister.

– Uyku bozukluğu: Uyku bozukluğu çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilir. Uykuya dalma güçlüğü, uykunun sık sık bölünmesi veya sabah erken uyanma ve tekrar uykuya dalamama gibi şekillerde kendini gösterebilir. Kişi uyandığında kendini dinlenmiş hissedemez. Kimilerinde ise çok fazla uyuma ya da uykuya eğilim görülebilir.

– Dikkatini toplamada güçlük: Kişi, dikkatini bir noktada toplayamaz, bir konu üzerinde yoğunlaşamaz.

– İştah bozukluğu: Genellikle yoğun bir iştahsızlık, yemeklerin tadını alamama, isteksizlik ve kilo kaybı görülür. Kimilerinde iştah artışı ya da aşırı yeme ortaya çıkabilir.

– Kendine güven azalması, değersizlik ve suçluluk duyguları: Kişi kendini yetersiz, eksik, başarısız ve değersiz görebilir. Cesaretini kaybettiğini belirtebilir, o güne kadar yaptıklarını beğenmemeye, eleştirmeye, pişmanlık hisleri yaşamaya başlayabilir.

– Ölüm ve intihar düşünceleri: Bazı kişilerde rahatsızlığın bir belirtisi olarak intihar düşünceleri ortaya çıkabilmektedir. Hastaların bu düşüncelerinin hastalığın bir ürünü olduğunu bilmeleri ve doktorları ya da yakınlarıyla bu düşüncelerini paylaşmaları çok önemlidir. Hastalık iyileştiğinde, bu düşünceler ve gerekçeleri saçma gelecektir.

– Hareketlerde, konuşmalarda yavaşlama: Hareketlerde, düşüncede, konuşmada, karar vermede yavaşlık ortaya çıkabilir. Kişi durgunluktan yakınır.

– Bunaltı: Endişe, daralma, gerginlik, sıkıntı ve huzursuzluk halidir. Sabahları bunaltının ağır olması, kötü bir şeyler olacakmış duygusu depresyonlu hastalarda sık olarak gözlenir. Bunaltı nedeni ile yerinde duramama, aynı yerde uzun süre kalamama gözlenebilir.

– Sinirlilik: Kontrol edilemeyen kolay ve çabuk öfkelenme halidir. Kişi dayanma gücünün azaldığını ve kolayca öfkelendiğini belirtir.
– Karamsarlık, umutsuzluk: Kişinin gelecekle ilgili planları kalmamıştır, her şeyi karamsar yorumlar. Sabahları uyandığında yataktan çıkmak istemez. Zaman hiç geçmiyor, gün akıp gitmiyormuş gibi hissedebilir.

– Gürültüden rahatsız olma: Kişi kalabalık yerlerde kalmaktan, gürültüden rahatsız olmaktadır. Bu nedenle, evden dışarı çıkmaktan insanlar ile görüşmekten çekinebilir.

– Bedensel yakınmalar: Kabızlık, ağız kuruluğu, baş ağrısı, uyuşma, karıncalanma gibi fiziksel şikayetler sıklıkla vardır.

Bazı çok ağır depresyonlarda hayal görme, gerçekdışı düşünceler ortaya çıkabilmektedir.
Bütün bunları göze aldığımızda haliyeti ruhiyesi bu durumda olan bir annenin daha kendisinin ruhsal dengesi yerinde değilken bebeğinin ruhsal ihtiyaçlarını karşılayabilmesi mümkün müdür? Bırakın ruhsal ihtiyaçlarının karşılanmasını bu dönemde bebek ketlenecek, zedelenecek ve maruz kaldığı bu duygusal travmatik yaşantıdan dolayı döneme özgü gelişimsel aşamayı gerçekleştiremeyecektir. Bilindiği üzere bebeğin her bir gelişimsel evreyi başarıyla atlatması bir önceki dönemin başarılı atlatılmasına bağlıdır. Bu dönemde bebek fiksasyona uğrarsa yani o döneme saplanıp kalırsa bu gelecekte yaşanılacak diğer evrelerinde deformasyonuna yol açacaktır. Kişinin içine doğduğu dünyayı nasıl anlamlandıracağını belirleyen kıstaslar ise bu dönemde içselleştirilir. Yani bu gelinen yer iyi, kötü, ürkütücü anlamlı, boş bir yerdir gibi algılamalar kaynağını bu dönemden alır. Doğum sonrası depresyonu yaşayan bir anne ise bebeğinin bu ilk gelişimsel ve en önemli dönem yaşantısında ona bu evresini başarıyla tamamlatabilecek güçten yoksundur. Bu durum neye yol açar? Kişinin gelecekte; olası psikopatolojiler geliştirmesine, kişilik özellikleri ile ilintili davranış bozuklukları sergilemesine ayrıca çarpık bir kendilik algısı oluşturmasına! Bebeklerimizin geleceği, onların ruhlarının kararmaması ve yeşerebilmesi için post partum depresyon hakkında bilgi edinelim ve bu ciddi rahatsızlığı önemsememezlik etmeyelim. Belirtilerinden haberdar olalım bu rahatsızlığı tanıyalım ki gerekli önlemleri alabilme olasılığımız olsun.   Ancak böylelikle bebeklerimiz ileriki yıllarında çocukluktan çıkıp ergenliğe geçtiklerinde ve yaşam içindeki yetişkinlik rollerini üstlenme durumlarıyla karşı karşıya kaldıklarında hayat karşısında zayıf değil güçlü kılabilinir.

Blog

Sizin İçin Yazdıklarım