Ortalama Zeka Komedyası
Geçtiğimiz günlerde Die Welt gazetesinin ‘Türklerin Zekası’ başlıklı haberi ciddi bağlamda polemik yaratmış ve Türk basınında da yerini almıştı. Almanya Leipzig Genetik araştırma Enstitüsü direktörü Volkmar Weiss yapılan zekâ testlerinde, Türkiye’deki Türklerin zekâ düzeyi ortalamasının Avrupa’ya göre düşük çıktığını öne sürmüştü. Weiss her ne kadar Die Welt’in sözlerini yanlış aksettirdiğini ve böyle bir başlık ile durumu provoke ettiğini iddia ettiyse de sonuçta her yazının bir başlığı olması lazım. Die Welt’in böyle bir başlık atmış olması da pek şaşırtıcı değil çünkü PISA araştırması sonuçlarına göre; Weiss, ülkelere göre bir ortalama zekâ düzeyinden söz etmekte. Örneğin; bu ortalama değerler, Finlandiya da 107, Almanya, Hollanda ve İtalya’da 102, İsveç ve İsviçre’de 101, İngiltere’de 100, İspanya’da 97, Yunanistan’da 92. Weiss zekâ düzeyi ortalamasında ise Türkiye’nin 90 puanda kaldığını söylemekte. Buna ek olarak Tüm Avrupa ülkelerinin başkentlerinde zekâ düzeyi ortalamasının 100’ün üzerinde olduğunu, sadece Berlin’de 100’ün altında kaldığını ifade ediyor. Bunun kaynağını da burada yaşayan Türk çocukları olarak nitelendiriyor. Eğer siz bir gazeteci olsanız bu söylemler karşısında ilgi çekici bir başlık atabilmek adına ne yapardınız? Ben burada Weiss’in topu Die Welt’e atıp kendini savunmaya çalıştığını düşünüyorum açıkçası.
Ortada zihni kurcalayıcı pek çok soru işareti var gibi görünüyor. Öncelikle zekâ nedir? Zekâ gelişimini etkileyen faktörler nelerdir? Zekâ ne kadar güvenilir bir biçimde ölçülebilir? Zekâ testleri neyi ölçebiliyor? Bu testler bir insanın eğitimini iş başarısını ya da yaratıcılığını ne kadar doğru tahmin edebilir? Zekâ hangi yetenek alanlarını içeriyor? Çok uzun yıllardır cevaplarını merak ettiğim bu soruların yanı sıra olayın bir de çok önemli diğer bir boyutu, araştırmanın içeriği var. Yani bu araştırma da hangi zekâ testi ya da testleri kullanıldı? Araştırmanın örneklemi nasıl oluşturuldu? Neye göre oluşturuldu? Örneklem grubu oluşturulurken hangi kriterler gözetildi? Hangi yaş grubu ele alındı? Hangi sosyokültürel faktörler değerlendirilmeye alındı? Kısacası bir araştırmanın ne derecede güvenilir olduğunu irdeleyebileceğimiz çevresel değişkenler ve denek değişkenleri ne düzeyde kontrol edildi? Ya da bu ortalamaların tek başına anlamlılığı ne? Bu değerler ne anlama geliyor bunları ciddi bağlamda sorgulamak gerektiğine inanıyorum eğer bilim adına bir şeyler yapıyor olduğumuzu düşünüyorsak…
Bu değerler gerçekten de ne anlama geliyor? Bu araştırmada bana göre çelişen iki nokta var. Bunlardan birincisi: Weiss: Zekâ düzeyi ortalaması sonuçlarının bir halkın ötekinden daha aptal olduğu anlamını taşımadığını, bunun bir ortalama olduğunu ve her halkta çok zeki ve aynı zamanda aptal insanların bulunduğunu ifade ediyor. E peki zaten bu bilinen bir gerçek.
Dünyanın her yerinde her bölgesinde çeşitli nedenlere bağlı olarak zekâ düzeyleri farklı insanlar mevcut. Bizde zaten ortalamanın ne anlama geldiğini sorguluyoruz. Weiss ise bize ortalama ortalamadır ve bu bir halkı diğerine göre daha akıllı veya aptal kılmaz diyor. Peki, o zaman araştırma sonucu olarak önümüze niye onca ülkenin zekâ puanları ortalamalarının dökümü konuyor?
Bir diğer çelişki de Weiss zekâ düzeyini belirleyen pek çok etken olduğunu ve bunda en büyük rolü de sosyal tabakanın oluşturduğunu söylüyor. Evet, bu çok doğru. Peki, o zaman esas irdelenmesi gereken bireyin geldiği sosyokültürel yapı ve bu yapının zekâ fonksiyonlarını nasıl etkilediği mi yoksa milletler arası ortalama zekâ puanlar mı? Yani Japonya X. Honkong Y, Çin Z gibi rakamlar ne işimize yarıyor ya da bize ne anlatıyor bilemiyorum. Ama yine de merak edenler araştırma bulgularını dair bir tabloyu yazının sonunda bulabilirler.
Tekrar zekâ nedir acaba sorusuna dönecek olursak; yıllar boyunca insan zekâsı çeşitli testlerle ölçülmüş, çoğu zaman ise sayısal anlamda çok başarılı olan insanlar süper zeki olarak adlandırılmıştır. Oysa araştırmacılar zekânın ya da zeki olmanın pek çok farklı alanda olabileceğini savunmaktadırlar. Araştırmacı Harvard Üniversitesi profesörlerinden HOWARD GARDNER’ın vurguladığı üzere, zekânın tek tip olduğu ve doğuşla gelip sabit kalan bir şekilde olduğu fikri artık çok gerilerde kaldı.
Çoklu zekâ teorisinin ileri sürdüğü zekâ anlayışında anahtar sözcük “çoğul” dur. Yani zekâ çok yönlüdür. Bireyin doğuştan getirdiği zekâsı çok yönlüdür ve geliştirilebilir.
Çoklu zekâ ile ilgili yapılan çalışmalar sonrasında zekâyı 8 temel alan altında incelemek mümkün olmuştur. Bunlar;
- SÖZEL – DİL ZEKASI
- MANTIKSAL – MATEMATİKSEL ZEKA
- GÖRSEL – UZAYSAL ZEKA
- MÜZİKSEL – RİTMİK ZEKA
- BEDENSEL – KİNESTETİK ZEKA
- SOSYAL ZEKA
- İÇSEL ZEKA
- DOĞACI ZEKA
Kısaca bu alanları incelersek;
1- Sözel – Dil Zekası: Sözel dil zekası, bir bireyin kendi diline ait kavramları masalcı, konuşmacı veya bir politikacı gibi sözlü olarak ya da bir şair, bir yazar veya bir gazeteci gibi yazılı biçimde etkili olarak kullanabilme kapasitesidir.
2– Mantıksal – Matematiksel Zeka: Bir bireyin bir matematikçi bir vergi memuru veya istatistikçi gibi sayıları etkili bir şekilde kullanabilmesi yada bir bilim adamı, bir bilgisayar programcısı veya bir mantık uzmanı gibi sebep – sonuç ilişkisi kurarak olayların oluşumu ve işleyişi hakkında etkili bir biçimde mantık yürütebilme kapasitesidir.
3- Görsel – Uzaysal Zeka: Bir insanın avcı, bir izci ya da rehber gibi görsel ve uzaysal dünyayı doğru bir şekilde algılaması veya bir dekoratör, bir mimar yada bir ressam gibi dış dünyadan edindiği izlenimler üzerine değişik şekiller uygulama kapasitesidir.
4– Müziksel – Ritmik Zekâ: Bir kişinin bir besteci, bir müzisyen ya da bir şarkıcı gibi müzik formlarını algılaması, ayırt etmesi ve ifade etme kapasitesidir.
5- Bedensel – Kinestetik Zekâ: Bedensel – Kinestetik zekâ ile bir kişinin bir aktör, bir atlet ya da dansçı gibi düşünce ve duygularının anlatmak için vücudunu kullanmadaki ustalığı veya bir heykeltıraş, bir cerrah ya da tamirci gibi ellerini kullanma ve elleriyle yeni şeyler üretme kabiliyetleri kastedilir.
6- Sosyal Zeka: Sosyal Zeka, bir insanın bir öğretmen, bir terapist ya da pazarlamacı gibi çevresinde insanların duygularını, isteklerini ve ihtiyaçlarını anlama, ayırt etme ve karşılama kapasitesidir.
7- İçsel Zekâ(kişinin kendine dönük zekâsı): İçsel Zekâ, bir kişinin kendisini tanıması ve kendisi hakkında sahip olduğu bu bilgi ve anlayış ile çevresinde uyumlu davranışlar sergileme yeteneğidir.
8- Doğacı Zekâ: Doğacı Zekâ ile bir kişinin biyolog yaklaşımıyla hayvanlar ve bitkiler gibi yaşayan canlıları tanıma, onları belli karakteristik özelliklerine bağlı olarak sınıflandırma ve diğerlerinden ayırt etme kabiliyeti veya bir jeolog yaklaşımıyla dünya doğasının bulutlar, kayalar veya depremler gibi çeşitli karakteristiklerine karşı aşırı ilgili ve duyarlı olması kastedilmektedir.
Herkesin birbirinden farklı algılama ve anlama, olaylara birbirinden farklı yaklaşım, problem çözme yetenek ve tarzları vardır. Kişilerin öğrenme şekli de birbirlerinden farklıdır. Örneğin görsel zekâsı gelişmiş olan çocuklar resimlerle ve video filmlerle daha zevkli öğrenirlerken bedensel zekâsı olan çocuklar dokunarak, deneyerek ve uygulayarak öğrenirler. Matematik zekâlı çocuklar mantığa dayalı, sebep sonuç ilişkileriyle rahatça öğrenirken, müzik zekâlı çocuklar müzikle, dilsel zekâsı olan çocuklar dinleyerek ve okuyarak öğrenmede daha başarılı olurlar, sosyal zekâlı çocuklar konuşup iletişim kurarak, kendine dönük zekâsı olan çocuklar ise tek başına çalışarak öğrenmekten zevk alırlar. Zekâ tipi her ne olursa olsun her çocuğun kuvvetli ve zayıf olduğu yanları vardır. Şimdi bu noktada kim kime göre daha zeki ya da değil, hangi milletin zekâ puanı ortalaması diğerine göre düşük veya daha yüksek bunları sorgulamak yerine öncelikle zekânın gelişiminde rol oynayan en önemli iki faktörü irdelemek daha anlamlı değil mi? Yani eğitim ve aile.
Eğitim sistemi sabit tek yönlü öğretmeciliğe dayalı ve çocukların gerçek potansiyel ve yeteneklerini ortaya çıkarmaya dayalı olmayan bir yapıya sahipse çocuklarının saf zekâları acaba nasıl puanlandıra bilinir? Bu durumda çeşitli zekâ tiplerine sahip çocuklar kendi yeteneklerini nasıl geliştirecekler? Öğrenmeden nasıl zevk alacaklar? Büyük bir olasılıkla öğrenme işlemini çok daha uzun sürede tamamlayacaklar ya da hiç öğrenemeyecekler ve tabi ki de diğerlerine göre belki de zekâ seviyelerine ilişkin olarak etiketlenebilecekler. Hâlbuki çoklu zekâ teorisinin işlediği bir eğitim sistemi olsa çocuklar kendi üstün yanlarını keşfedip bunu daha da kuvvetlendirme fırsatı bulacaklar hatta diğer zekâ tiplerini de geliştirme fırsatı bulabilmiş olacaklar. Tek tip öğrenme şekliyle çocukları bir kalıp içine sokmaya çalışmak toplum içinde yetişebilecek pek çok cevhere engel olmak anlamına gelmiyor mu?
Zekâ gelişiminde eğitim sisteminin önemi sıra diğer önemli bir noktada tabi ki çocuğun içine doğduğu aile. Bırakın çoklu zekâ teorisi uygulamalarının mevcudiyetini ve yeteneklerinin ortaya çıkarılması lüksünü, çocuklar acaba normal bilişsel gelişimlerini sürdürebilecekleri çevresel uyaranlarla karşılaşabiliyorlar mı? Öncelikli olarak çocuk duygusal gelişimi için gerekli olan güvenli bir ortamda ki mesela duygusal zekâsı gelişebilsin? Bununla ne kastettiğime gelince yani onların duygularının farkına varan ve önem veren, onlarla empati kurabilen, onlara duygularını ifade edebilmeleri için yardımcı olan ve yaşadıkları olaylar karşısında problem çözebilmelerine yardım eden ve nasıl davranabileceklerini öğretebilen ebeveynlere sahipler mi bundan bahsediyorum. Ya da dil zekâsının gelişebilmesi adına çocuğun masal kitapları, kelime oyunları olmuş mu? Kendilerine şefkatle masallar okunmuş mu ki kelime hazineleri gelişebilsin? Ya da görsel zekâsının gelişebilmesi için yap-bozları var mıymış? Görsel aktiviteleri gerçekleştirebilecekleri aletler evlerinde mevcut muymuş? Mantıksal-matematiksel zekâsı yüksek olan çocukların önlerine matematikle ilgili oyunlar konmuş mu? Dama, satranç gibi düşündüren oyunlar öğretilmeye çalışılmış mı? Bedensel zekâsı yüksek çocukların koşmalarına, zıplamalarına izin verilmiş mi? Parçaları birleştirip ayırabilecekleri oyuncakları olmuş mu? Müzik zekâsı yüksek olanlar bir müzik aleti çalmaya teşvik edilmiş mi? Ya da böyle bir imkân tanınabilmiş mi? Gibi bu böylece sürüp gider…
Şimdi zekânın gelişiminde rol oynayan onca faktör varken, bütün bu kriterlerin göz ardı edilip ülkelerin ortalama zekâ puan verilerinin ortaya konduğu bu bulguları, biz bu araştırmayı okuyanlar nasıl yorumla malıyız? Weiss daha önce de belirttiğim gibi ortalama puanlar bir halkı diğerine göre daha aptal veya akıllı kılmaz demişti ki aynen kendisine katılıyorum. O zaman bu araştırmanın amacı ne idi? Sunulan sonuçlar bize ne kazandırıyor, ne söylüyor? Benim tartışmaya açmak istediğim konular bunlar idi. Hele bir de bir araştırmanın nasıl da yüklü bir maliyeti olduğunu düşünürsek özellikle bu çapta bir araştırma için !!!!!