Ebeveyn Tutumlarının Çocuk Gelişimi Üzerine Etkisi
Kişilik; bireyin kendi iç dünyasıyla ve içinde yaşadığı dünya ile kurduğu bir ilişki biçimi, bireyi diğerlerinden ayıran (bir diğer deyişle kişiye özgü), gelişimsel süreç içerisinde oluşa gelen büyük ölçüde değişime dirençli bireye özgü özellikler bütünü olarak tanımlanabilir. Yaşam boyunca kişinin diğer insanlarla ilişkileri, deneyimleri ve bu yaşantılarına ilişkin yorumları ve kararları kişiliğin oluşumunu etkileyen önemli faktörlerdir. Örneğin çocukluk yıllarında topluluk karşısında konuşma denemeleri, deneyimleri ve bunlarla bağlantılı olarak çevresinden aldığı geribildirimler ve kendisiyle ilgili yorumlarının sentezi kişinin gelecek yaşamında girişken, utangaç veya saldırgan kişilik özelliklerine sahip olup olamayacağına dair belirleyici etkenler olabilmektedir. Çünkü kişi bu bilgilere dayalı olarak kendisinin nasıl bir insan olduğuna ve olacağına karar verir, kendisinden beklentilerini bu bilgilere dayalı olarak temellendirir. Benlik kavramı olarak isimlendirilen bu yapı; kişinin kendine ilişkin duygu ve düşünceleri olarak şekillenip, davranışlar olarak diğer insanlarca gözlenebilir hale dönüşür. Bu dışarıdan gözlenebilen öğeler kişinin diğer insanlarla ilişkilerinin şekillenmesinde aracı olur.
Kişilik gelişiminde; genetik faktörlerin yanı sıra bireyin gelişimsel sürecinde bu genetik faktörlerin üzerine inşa olan karşı karşıya kaldığı anne baba tutumları çok yüksek bir öneme sahiptir. Anne ve babaların çeşitli çocuk yetiştirme stratejileri mevcuttur. Bunları biraz daha yakından inceleyecek olursak:
KAYITSIZ VE PASİF ANNE BABA TUTUMU
Çocuklarının davranışları karşısında “ilgisiz ve kayıtsız” davranışlar sergileyen ebeveynlerdir. Hoş görü ile boş verme bu gruba giren anne babalar için birbirine karışmış bir durumdadır. Bu kayıtsızlık hali çocuğun kendisini rahatsız hissedebileceği bir düzeyde olabilir. Anne ve baba zorunlu olduğu zamanlarda, çocukla yüzeysel bir ilişki kurma yoluna gider. Bu durum ebeveynlerin kişilik yapılarından kaynaklanabildiği gibi örneğin rahat, sessiz, vurdumduymaz pasif kişiler olabilecekleri gibi; bazen de bu kayıtsızlığın nedeni ona ilgi ve sevgi vermenin doğru bir davranış olmadığını düşünmekten kaynaklanabilmektedir. Peki, niye böyle düşünürler bu tip ebeveynler? İhtimaller: “Çocuk şımarabilir. Yarın öbür gün anne babayı takmaz. Evde anne babanın otoritesi sarsılır. Benim annem babam da bize böyle davranırlardı…”Gibi hiçbir bilimsel gerekçesi olmayan düşünceler nedeniyle, istemelerine rağmen çocukları ile yakın ilişki kurmaktan kaçınırlar.
Ülkemizde bazı bölgelerde hala geçerli olan bir inanışımız var.”Büyüklerin yanın da çocuk sevilmez,öpülmez,kucaklanmaz!!! Kayıtsız, pasif ve ilgisiz anne babaların tutumlarının başka nedenleri de vardır. Anne baba olmak için fiziksel, ruhsal ve bedensel açıdan hazır bulunuşluk seviyesinde olmamak, çalışma hayatının yoğun temposu nedeniyle anne babalarda oluşan aşırı yorgunluk ve çocuklara ayırabilecek zamanın çok sınırlı olması, ayrılan zamanın da etkin kullanılmayışı, anne babanın aralarında ki problemlerle çok fazla haşır neşir olmaları ve bu problem yumağında çocuğu yok saymaları, çok fazla çocuğa sahip olunduğu için gerekli ilginin gösterilmemesi gibi daha bir çok nedenler sayılabilir.
BASKICI, OTORİTER, KATI VE SIKI ANNE BABA TUTUMU
Çocuğunu, kendi ideallerinde yaşattığı kalıplara uygun küçük bir yetişkin yapma çabasıyla, yola çıkan ana babaların çoğunlukla katı, baskıcı ve hoşgörüsüz bir tutum içinde olduklarını söyleyebiliriz. Katı, baskıcı eğitim tarzını benimseyen ailelerdeki bu çocukların hiçbir zaman çocukluğunu yaşama fırsatları olmaz. Onlar her zaman “Çocuk yetişkin” olurlar. Anne babanın gözleri sürekli bu çocukların üzerindedir. Davranışlarında, oturuşlarında, kalkışlarında, konuşmalarında, gülmesinde, yemesinde, içmesinde kısaca çocuğun yaptığı her türlü hareket kontrol altındadır. Çocuk stres içindedir. “Acaba yine mi hata yaptım? Yoksa yaptığım yanlış mı? Annem babam bunu duyarsa ne der ?” kaygısını çocuk devamlı yaşar. Mantık şudur:”Çocuğumu eğitiyorum, terbiye ediyorum. Yaptırım gücü anne babadadır. Onlar devamlı haklı olanlardır. Belki sonuçta çocuğun aileye gösterdiği direnç kırılır ve ailenin istediği kalıba zorda olsa girer. Aile istediği gibi uzaktan kumandalı bir çocuğa sahip olur. Ama geriye çocuktan ne kalır bilinmez.
DENGESİZ, KARARSIZ VE TUTARSIZ ANNE BABA TUTUMU
Çocuğun belli bir davranışının kimi zaman hoş görülmesi kimi zamanda aynı davranış yüzünden ceza alması çocukta cezanın anlamı ve suçun niteliği hakkında kuşkular uyanmasına neden olur. Acaba çocuğun bu davranışı anne babanın belirli bir anında, örneğin işten yorgun argın geldiklerinde, sinirli olduklarında veya evde misafir olduğunda mı yanlıştır? Sakıncalıdır? Yoksa her zaman için mi uygun değildir?. Örneğin çocuğun herhangi bir davranışı anne tarafından yorgun değilken ve keyfi yerindeyken normal bir davranış olarak algılanırken; annenin başı ağrıyorsa ya da stresli ise çocuğun bu tutumu karşısında öfkeye kapılıp sinirlenebilir, bağırıp çağırabilir, kızabilir. Olay aynı olaydır. Fakat annenin verdiği tepkiler farklıdır. Çocuk annesinin ne zaman iyi ne zaman kötü olduğunu anlamak ve ona göre davranmak zorundadır. Böylelikle çocuk hangi davranışın nerede ve ne zaman yapılmayacağını kestiremez. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemez. Ayrıca çocuk yaptığı davranışın doğru olup olmamasından daha çok “Ne zaman yaparsam cezadan kurtulabilirim.” Düşüncesiyle ilgilenir. “Her şey yap ama cezadan nasıl kurtulabileceğini bul.” tekniğini geliştirir.
MÜKEMMELİYETÇİ ANNE BABA TUTUMU
Mükemmeliyetçi anne baba çocuğundan her şeyin en iyisini bekler. Kendi gerçekleştiremediği yaşantıları çocuklarının gerçekleştirmesini ister. Mükemmeliyetçi anne babanın çocuğu sınıfın birincisi ve hatta okulun birincisi olmalıdır. Ayrıca çok iyi resim yapmalı, şarkı söylemeli, iyi konuşmalı, lider olmalı, iyi yüzmeli, koşmalı herkesin parmakla göstereceği örnek davranışlar sergileyen çocuk olmalıdır. Böyle ailelerde çocuk asla çocuk olmaz. Çocukluğunu yaşayamaz. Bu tutumda olan anne babalar çocuğu olduğu gibi kabul etmez. Çocuğun eksik olduğu kısımlar var ise özel derslerle bu yönü telafi etmeye çalışırlar. Çocuğun kaldırabileceğinden çok daha fazlası ona yüklenir. Çocuğun yanlış yapmaya kesinlikle hakkı yoktur. Mükemmeliyetçi ailelerde anne babaların kuralları ve kalıpları vardır. Çocuklarda bu kurallara uymak zorundadır. Çocuk anne babanın kurallarına ters olan hareketlerde bulunduğunda çocuğa verilen cezalar da katı ve sert olmaktadır. Önce duygusal sömürü: “Saçımı senin için süpürge ettim, hayırsız evlat, ölürsem hakkımı helal etmeyeceğim….gibi”
Mükemmeliyetçi anne babalar çocukları devamlı onların istedikleri kalıba uymak zorundadır.
MÜKEMMELİYETÇİ ANNE BABA TUTUMUNUN ÇOCUĞUN KİŞİLİK GELİŞİMİ ÜZERİNDE KALICI ETKİLERİ
Mükemmeliyetçi anne baba tutumuyla yetişen çocuklar ağır nörotik gelişim gösterirler. Kişilik ve karakter yapıları genelde çok katıdır. Esneklik görülmez. Onlar için bir şey ya siyahtır ya da beyaz. Hayatlarında gri ve diğer renkler yer almaz. Bir şey veya kimse ya iyidir ya da kötü. Çocuk daima bir çatışma içindedir. Kendi doğal içgüdüleri ve ağır kurallar arasında sıkışıp kalmıştır. Sürekli sevgi ve nefret karışımı duyguları aynı anda yaşar.
Çocuk her işte en iyisi ve en üstünü olmak ister. Fakat her işte istediği seviyeyi yakalamayınca hayal kırıklığına uğrar. Anne baba doyumsuz olduğu ve hep daha hep daha dediği için çocukta da doyumsuzluk yerleşir. Çocuk nerede durması gerektiğini bilemez. Son noktayı onun yerine başkaları koyar.
AŞIRI KORUYUCU ANNE BABA TUTUMUNUN ÇOCUĞUN KİŞİLİK GELİŞİMİ ÜZERİNDE KALICI ETKİLERİ
Aşırı koruyucu ve abartılmış sevgi ile büyütülen çocuklar hayata ve sosyal yaşama gereğince hazırlanamazlar. Hayattan edinmeleri gereken deneyimleri edinmeden hayatla karşı karşıya kaldıklarında uyum sağlamakta güçlük çekerler. Ailenin sıcak kucağından ayrılmak istemezler. Beceriksiz, çekingen ve sakar görünürler. Atılım ve başarma gücünden, kendilerini kabul ettirme istek ve yeteneğinden yoksundurlar. İçlerindeki cevher kolay kolay su yüzüne çıkmaz. Toplumsal yaşam bir kavga ve bir güç yarışıdır. Aileden uzak yaşamak çocuk için oldukça acıdır.
Ailenin aşırı hoşgörüsü ve çocuğa olan düşkünlüğü çocuğu bencil yapar. Çocuk dünyanın merkezi olarak kendisini görür. Daima dikkat çekmeye ve etrafındaki kişileri kendi emri altında tutup, hizmet ettirmeye çalışır. Çocuk kendini topluma kabul ettirmek için zaman zaman isyankâr davranışlar sergileyebilir.
Çocuk ailesine olan bağımlılığını dış çevreye de genelleyebilir. Onu himayesi altına alabilecek herkese karşı bağımlı olmaya başlar. Yaşamı boyunca bu böyle devam eder. Ailesinden gördüğü sevgi ve himayeyi eşinden de bekler. Böyle yetiştirilen çocuklar hiç büyümeyen “Yetişkin-çocuk” olarak kalırlar.
KABUL EDİCİ, GÜVEN VERİCİ HOŞGÖRÜLÜ VE DEMOKRATİK ANNE BABA TUTUMU
Anne babanın çocuğu kabulü, sevgi ve sevecenlikle ele alması, çocukla ilgilenmesi şeklinde davranışa yansımaktadır. Kabul eden anne baba, çocuğun ilgilerini göz önünde tutarak, onun yeteneklerini geliştirecek ortamı çocuk için hazırlar. Kabul gören çocuk, genellikle sosyalleşmiş, işbirliğine hazır, arkadaş canlısı, duygusal ve sosyal açıdan dengeli ve mutlu bir bireydir. Anne baba birbirlerine ve çocuklarına karşı olan duygularında net ve açıktır. Aile içinde güven ve şeffaflık vardır. Aile huzurludur. Problemlerle nasıl baş edebileceklerini birlikte araştırırlar. Ana babaların çocuklarına karşı hoşgörülü sahibi olmaları, çocuklarını desteklemeleri, bazı kısıtlamaların dışında çocuğun istek ve arzularını yerine getirmeleri anlamına gelmektedir. Her çocuk kabul edilmek ve yaptığı davranışın sonucunda onaylanmak ister. Büyük veya küçük olsun yaptığı davranışın sonucunu görmek ister. “Aferin, bak ne güzel de yapmışsın, bu konuda oldukça başarılısın. “Deyip çocuğun başını okşamak ona dünyaları vermekle eşdeğerdir. Eğer aile ortamı çocuğa kendi benliğini, kimliğini, duygu ve düşüncelerini anlatma özgürlüğü veriyorsa çocuk sağlıklı bir biçimde olgunlaşma yolunda gelişir. Ana babanın denetimli serbest bırakması çocuğun kendisini geliştirici imkânları önüne sunması demektir. Bu durumda çocuk daha yaratıcı ve daha toplumsal bir birey olarak yetişecektir. Bu tutum içerisindeki ana babalar olgun insanlardır. Aileyi ilgilendiren kararlar alınırken çocuğunda fikri alınır.” Daha o çocuk. Bu işten o ne anlar” mantığı bu aileler de görülmez. Çocuğa sevgi ve saygı gösterilir. Çocuğun kendi düşünce ve fikirlerini (ne kadar mantıksız olursa da olsun) ona fikirlerini açıklama fırsatı verilir. Çocuk susmaya değil konuşmaya teşvik edilir. Aile her şeyden önce çok iyi rehberdir. Çocuğa yol gösterilir ama alacağı kararlar konusunda serbest bırakılır ve çocuğa birçok alternatif sunulur. Seçim sadece çocuğa aittir. Böylelikle çocuğa nasıl karar vereceği aldığı kararların sonucuna da nasıl katlanacağı öğretilir. ’Karar senin kararın’. Çocuğun ailede kendine özgü bir yeri vardır. Böyle bir ailede evde ve toplum da kabul edilen ve edilmeyen davranışların sınırları bellidir. Özellikle çocuğa şiddet ve duygusal yaptırım gücü yerine ona anlatarak ve onu ikna ederek denetlemeyi seçen anne babanın çocukları: anne babaların duygu, düşünce değer ve beklentileri hakkında, bunların sebepleri ve sonuçları konusunda bilgi sahibidirler. Çocuklar buna göre hareket ederler. Demokratik ailede yetişen birey, hem davranış seçiminde kendini özgür görebilir, hem de seçimleri hakkında kısıtlanacağından çekinmeden anne ve babasına danışabilecek ve onlarla fikir alış verişinde bulunabilecek bir durumdadır. Aile fertleri arasında açık ve net bir iletişim söz konusudur. Duygu ve düşünceler açık kalplilikle ifade edilmektedir. Problemlerde yine aynı şekilde konuşarak ve ikna edilerek çözüme ulaştırılmaya çalışılır. Çözüm ararken de demokratik yollara başvurulur.
ÇOCUĞUNUZU NASIL YETİŞTİRMEK İSTİYORSUNUZ?
Çocuğunuza şimdi uygulamış olduğunuz eğitim tarzının olumlu ve olumsuz yönleri nelerdir?
Yetiştirdiğiniz bir insan. Dönüşü olmayan hatalar yapmamak için neler yapmalıyız? Henüz her şey bitmiş değil. Çocuğunuza iyi bir eğitim verebilmek ve her açıdan sağlıklı bireyler yetiştirebilmek, için bu amaç doğrultusunda neler yapabilirsiniz?
Kişilik gelişimine etki eden olumlu ve olumsuz faktörlerden haberdar olursak ve bunları uygulamaya sokabilirsek ruh sağlığı yerinde ve mutlu bireyler yetiştirebiliriz.
KİŞİLİK GELİŞİMİNE ETKİ EDEN OLUMLU FAKTÖRLER NELERDİR?
- Anne sevgisi,
- Baba sevgisi,
- Ailede çocuk yetiştirme yöntemlerinde tutarlılık,
- Anne – babanın kendi içlerinde tutarlı olmaları,
- Çocuğa, tartışma ve kavgaların yansıtılmaması,
- Çocuğa, kendisine güvenildiği hissinin verilmesi,
- Anne – babanın gerçekten mutlu bir aile modeli çizmeleri,
- Güvenilir anne modeli,
- Güvenilir baba modeli,
- Anne – babanın çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılamaları,
- Çocuğun anne – babasıyla geçirdiği nitelikli saatler ve olumlu paylaşımları.
KİŞİLİK GELİŞİMİNE ETKİ EDEN OLUMSUZ FAKTÖRLER NELERDİR?
- Annenin sevgisinin ve ilgisinin yetersizliği,
- Babanın sevgisinin ve ilgisinin yetersizliği,
- Ailede, anne-babanın, çocuk yetiştirme yöntemlerinde, birbirlerinden farklı görüşte olmaları ve bu farklılıkları çocuğa yansıtmaları,
- Anne-babanın kendi içlerinde tutarsız olmaları,
- Çocuğun önünde yapılan kavga ve tartışmalar,
- Çocuğu sürekli aşağılama, yaptıklarını çok az ödüllendirme,
- Çocuğu dövme,
- Anne-babanın kendi kişilik çatışmaları,
- Çocuğun kendisini aile içinde güvensiz ve yalnız hissetmesi,
- Aşırı koruyucu anne modeli,
- Aşırı otoriter anne modeli,
- Aşırı koruyucu baba modeli,
- Aşırı otoriter baba modeli,
- Anne- babanın çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılayamaması,
- Anne ya da babadan uzun süre ayrı kalma ve paylaşımların yetersiz olması.
ÇOCUKLARIMIZ İÇİN NELERİ DEĞİŞTİRMELİYİZ?
- Öncelikle yaşama ve çocuklarımıza bakış açımızı,
- Artık, onlara güvenmeyi öğrenmeliyiz ki, onlar da kendilerine güvenebilsinler,
- Yeteneklerini ortaya koyabilecekleri fırsatlar yaratmalıyız,
- Kendi, yetiştiriliş tarzımızı onlar için örnek almamalıyız,
- Onları başka çocuklarla kıyaslamamalıyız,
- Artık kendi başlarına yapabilecekleri davranışlarda, onlara şans tanımalıyız, Kendi başlarına yemek, uyumak gibi. Eğer direnç gösterirse bu doğaldır. Bu durumda anne ve babanın kararlı olması önemlidir.
- Başarısızlıklarından dolayı onları suçlamamalı ve aşağılayıcı kelimeler kullanmamalıyız. Bu durumun altında yatabilecek nedenleri araştırmalıyız.
- Arkadaş ilişkilerini kontrol etmeli, ancak bunu onlara belli etmemeliyiz, onlara sorumluluklar vermeli, başardığında ödüllendirmeli, başarısızlıklarında kınamamalıyız,
- Onları yapabilecekleri konusunda yüreklendirmeli ve desteklemeliyiz ve bunu onları bir şey yapmaya zorlamakla karıştırmamalıyız.
- Onların yanında, eşimizle tartışmamalıyız,
- Çocuklarımıza, onları sürekli bir şeylerden koruyor izlenimi vermemeli, eğer bu izlenimi yarattıysak bunu değiştirmeliyiz,
- Onlara kendi korkularımızı yansıtmamalı onlarla empati kurmalı ve onları anladığımızı hissettirmeliyiz,
- Olumlu davranışlar sergilediklerinde onları bu davranışlarından dolayı takdir etmeliyiz,
- Onlara yaşamı kötü ve olumsuz olarak empoze etmemeliyiz. Bizim kendi iç dünyamızdaki yaşam öyle olabilir ama çocuklar için hayat güzeldir, coşkuludur, renklidir. Bazı yetişkinlerinki gibi sadece siyah ve beyaz değildir. Çocukların iç dünyalarında tüm ana ve ara renkler vardır. Çocukların dünyaya pozitif bakış açısını olumsuz yönde etkilemeye ve değiştirmeye anne-babası dâhil, hiç kimsenin hakkı yoktur.
- Çocukların en büyük gereksinimlerinden biri mutlu bir yaşam sürme ihtiyacıdır ve anne-babanın da en büyük görevi bunu çocuğa yaşatmaktır.
Gelişimsel sürecimizde ancak böyle bir yetiştirilme stratejisine maruz kalırsak
Bağımsız olabilen ama bağlılığı da yaşayabilen, uyum gücü yüksek, kendinden haberdar olabilen, kendisiyle ve başkalarıyla barış içinde, kendini ifade etme hakkının bilincinde ve bu hakkı kullanımına saygılı, içten denetimli, yaratıcı düşünceye sahip, empati becerisi olan, sorumluluk duygusu gelişmiş, öğrenmeye açık olabilen, bireyselliğini koruyabilen, olasılıkları yordayabilen, kendini gerçekleştirme yolunda ilerleyebilen yetişkinler haline gelebiliriz.