Olmak Ya da Olamamak
Yaşamda nasıl bir yerlerde olacağımıza ilişkin düşlerimiz çocukluk yıllarımızdan itibaren zihnimizin kuytu labirentlerinde bir oraya bir buraya seyyah misali gezinip dururlar. Bu düşler değişkendirler. Durağan değil hareketlidirler. Düzgün doğrusal bir ivmeye sahip değildirler, izafidirler. Çoğu zaman, zamanda bir dakika öncesi bir dakika sonrasını tutmaz bir haldedirler. Çocukken size ‘yavrum büyüyünce sen ne olacaksın’ diye soranlar aldıkları cevaplara çocuktur işte yaklaşımı ile pek de motive edici, destekleyici ve cesaretlendirici tepkiler vermeyebilirler. Bu konuda bu tür durumlara en duyarsız ve inançsız olanlarımız en çokta onların onayına ihtiyac duymamıza karşın yaşamdaki en yakınlarımız olan annelerimiz ve babalarımız olabilmektedir.
(5 yaş civarındaki yuva çocuklarının gerçek söylemleri)
Ben sarkıcı olacağım,
Ben kaşif olmak istiyorum,
Ben astronot olacağım,
Ben tamirci olacağım,
Ben veteriner olacağım,
Ben çöpçü olacağım gibi daha pek çok örnek…
Kimse çocuğum sen daha dün doktor olmak istiyordun,bugün pilot olacağım diyorsun ‘Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?’ , amma da maymun iştahlısın, bu ne kararsızlık, bu ne dengesizlik ya da sen de daldan dala konuyorsun be yavrum demez . Böyle tepkilerle genellikle yetişkinlik dönemlerimizde karşılaşırız!!! Bunun tam tersine şöyle cümleler sarf ediverirler; “ayyyyy ne şeker şeysin sen valla bu çocuğun hayal dünyası pek geniş, şimdiki çocuklar bir harika” derler ama her nedense onları destekleyici pek de bir şeyler yapmazlar aksine engellerler. Onların yaratıcılıklarını ortaya çıkartmaya çalışmak gibi bir misyonları olmadığı gibi vizyonlarında onları köreltmek vardır. Onların küçücük birer filozof olduklarını göremez ve günbegün onları köreltirler çünkü kendileri de aynı yollardan geçerken benzer şekilde dumura uğratılmışlardır. Durum çocukluk çağından çıkıp ergenlik dönemine doğru geldiğinde biraz daha iç karartıcı bir hal alır. Çünkü bu dönemde ergenden artık ne olacağının kararına varması ve tutarlı bir şekilde de aldığı bu karara uyması beklenir ( belki de buna bazı aile tiplerine sahip olan gençler için verdirtilen karar demek daha doğru olur (demokratik olmayan, otoriter aile tipi)Zaten her seferinde disiplin adı altında çeşitli engellemelerle maruz kalmış ve yönlendirilmemiş olan gencin kafası karışıktır, bizde varolan ezberci ve omnipotan eğitim sistemi gençleri yetenek ve potansiyellerine göre belirleyemediği gibi aynı zamanda onları bu doğrultuda hiçbir yöne de kılavuzlayamamaktadır. Bizler de sonra onlardan akılcı ve doğru kararlar vermelerini ve tutarlı davranışlar göstermelerini beklemekteyiz. Eğitim sisteminin çarpıklığını göz ardı edip onları bu varoluşsal problemleri ile başa çıkma konusunda yalnız bırakıp daha sonra da onlardan mantıklı sonuçlara ulaşabilmelerini beklemekte ve kim bilir ne cevherlerimize yazık edip onların potansiyellerini devreye sokamamaktayız.
Önemli not: Yukarıdaki yorumum tüm ebeynler için değil bazı ebeynler için geçerlidir ve pek çok danışanımın çocukluk ve ergenlik dönemlerine ilişkin dinlediğim hikayelerinden yola çıkarak yapılmıştır.
Böyle bir sistemin yetiştirmiş olduğu bir toplum olarak yetişkin bireyler haline geldiğimizde sebep-sonuç ilişkilerini kurma becerilerimiz değme gitsin haldedir artık!!! Örneğin; Son yıllarda toplumda gitgide hızlı bir ivme ile artış gösteren ruhsal rahatsızlıkların nedenlerini her şeyin birbirini dalga dalga etkileyen grift çoklu nedenlere dayalı olduğu gerçeğini bir kenara bırakır ve kolaycacık ekonomik kriz gibi tek bir nedene bağlayıveririz.
Gençlerimiz bugünlerde işte doğru bir karara varmış olmak zorundaydılar ve zorlu bir sınavın arifesindeydiler; Sevgili anne-babalar en sevdiğiniz varlıklarınız çocuklarınız ve onların iyilikleri adına yapıyor olduklarınızı biraz sorgulayalım? Çocuklarımızı tanıyor, onların hangi alanlarda yetenekleri var bunları biliyor ve böyle bir farkındalıkla onların kendilerine kariyerleri adına bir yön çizmelerine destek veriyor muyuz? İzin veriyor muyuz? Eğer çoğunluğumuzun cevabı evetse çevremiz neden böylesine
– Ne diye ben bu bölümde okuyorum ki?
– Aslında doktorluk bana göre değil galiba ama sırf babam istediği için şimdi tıp okuyorum.
– Ben Uzay Bilimleri okuyacaktım ama….
gibi sözler sarf eden mutsuz boşluk duygusu içinde gençlerle dolu.
Ya da çevremiz niye aslında kendilerini güzel sanatlar okumak isterken elektronik mühendisliği, işletme okumak isterken makine mühendisliği, konservatuar okumak isterken ekonomi bölümü gibi gerçekte olmak istedikleri yerlerden bambaşka yerlerde bulan gençlerle örülü.
Gerçek şu ki bu rollerin sahipleri gençler ve iş yaşamlarında henüz yerlerini almaya başlamış ve de almış olan yetişkinler; yaşamlarının bir bölümünde bir profesyonelin yardımına ve desteğine ihtiyaç duymaktalar. Görüldüğü gibi hayatta bir şeyler yapmaya ve olmaya çalışırken bize uzanacak mutluluk: Gerçekten bize göre olanın ne olduğunu belirleyebilmek, bunun için gerekli olan hedefleri saptayabilmek, bu hedeflere ulaşabilmek için gerekli eforu sarf edebilmek ve böylelikle bize göre olanı bulabilmiş ve yapabiliyor olmanın hazzına ulaşarak bu duyguların dayanılmaz hafifliğini hissetmekte olsa gerek. Ne yapmamız mı gerekiyor? Harekete geçmemiz sadece harekete geçmemiz.
Sevgili gençler müzisyen, şair, yazar arkeolog, ekonomist, doktor, mimar, heykeltraş, bu yaşamda nerede olmak istiyorsunuz? Ne yapmak istiyorsunuz? Keşfedin ve bunun için destek isteyin.
Sevgili ebeveynler ve eğitimciler onları görün ve destekleyin.
Şöyle dönüp ergenlik çağlarımıza doğru bir yolculuğa çıktığımızda; bir zamanlar belleğimize kodlanmış olabilecek şu tür cümleler ile birçoğumuz karşılaşıyor olabilir miyiz acaba? ( ancak bunlar türünde olabilecek onlarca versiyonlarından sadece ikisini teşkil etmekte olup gerçek yaşamlardan alıntıdır)
( Bir baba)
– ‘Kızım seni mimar yapacağım’
-‘ Neden’
-‘ Şimdilerde bu işte iyi para var. Para demek güç demektir.’
– Bilemiyorum, zaten ne olmak istediğime dair pek de bir yok. ( Aslında büyük olasılıkla mimarlık okumanın ne anlama geldiği ve ne tür yetileri gerektirdiğine dair bir fikri de yoktur. Dolayısıyla belki böyle türden bir etki altında babasının beklentileri doğrultusunda hareket eder ve gerçekten bu işin ona uygun mu değil mi, ya da gerçekten bu işi yapmak istiyor mu istemiyor mu bunu ancak yıllar yılı süren deneyimlemelerden sonra anlayabilir ve belki de…)
( Bir anne)
– ‘ Kızım sen en iyisi eczacı ol ya da İngilizce öğretmeni’
– ‘ Ne alakası var şimdi?’
– ‘ Her ikisi de hem ev işlerini hem de mesleğini birarada kolayca yürütebileceğin türden de ondan.’
– ‘ Ama ben ne İngilizce öğretmeni ne de eczacı olmak istiyorum.’
– ‘Peki ne olmak istiyorsun?’
– ‘ Ben Felsefe okumak istiyorum’.
– ‘ ????????? ’ ( O da ne demek anlamına geliyor)
Konu içerik açısından oldukça geniş olmasıyla birlikte bu yazıda öncelikle ‘OLABİLMEK’ kavramını tek bir yönüyle ele almaya çalıştım. Bir yönüyle diyorum çünkü kavrama ilişkin başlangıç noktamız ana rahmine düştüğümüz ilk ana dek uzanıyor ve çoklu değişkenleri içeriyor. Bu yazıda vurguyu biraz adolesanlara (ergen) göre yapmak istedim. Dünya Sağlık Örgütünün tanımına göre adolesan 10-19 yaşları arasını kapsamakta ve Ergenlik dönemini birteyin psikososyal olgunlaşmasüreci çerçevesinde; erken, orta ve geç olarak üç evreye ayrılır. 10-14 yaşlar arasındaki dönem erken ergenlik olarak tanımlamakta).
Yaşamda ne olmak istediğimizle ilgili karar vermemiz gereken o dönüm noktasına. Üstelik te bu zorlu durum sadece ne olmak istediğimiz ile ilgili vardığımız sonuçlarla sınırlı değil. Bir de işin bunu gerçekleştirilebilme aşaması var. Yani, hayatımızın dört saatine sığdırılmış bir zaman diliminde, pamuk ipliği misali her türlü etkiye açık bir sınav performansına bağlı olmalılık hali var. Durumun eğitim sistemindeki çarpıklıklar ile ilgili boyutunu bir kenara bırakıp konumuzla ilgili olan yönüne geri dönelim yani ‘olmak’ yönünde ilerlememize katkı payı yadsınamayacak olan şu meslek seçmede bir karara varma hallerine!!!
EVET; ‘OLMAK, AİT OLMAK ,YAPMAK,’
Bu varoluşsal kavramları deneyimlerimizdeki ahengin, yaşamsal mutluluğumuza erişebilmenin öz formülü olduğunu vurgulayan terapist Ronald T. Potter-Efron ‘Being, Belonging, Doing’ adlı kitabında bizleri bu üç temel ihtiyacımızı gerçekleştirip dengelemeye davet ediyor. Peki ama nasıl ? Kitabı edinmek lazım!!!